Rusya Tarafından Ele Geçirilen Ukrayna’daki Avrupa’nın En Büyük Nükleer Santrali Patlarsa Ne Olur? Türkiye Etkilenir mi?

Rusya Tarafından Ele Geçirilen Ukrayna'daki Avrupa'nın En Büyük Nükleer Santrali Patlarsa Ne Olur? Türkiye Etkilenir mi?
Rusya Tarafından Ele Geçirilen Ukrayna'daki Avrupa'nın En Büyük Nükleer Santrali Patlarsa Ne Olur? Türkiye Etkilenir mi?

3 Mart’ı 4 Mart’a bağlayan gece Rusya’ya ait birlikler, Ukrayna birlikleri ile Zaporijya Nükleer Santrali çevresinde şiddetli bir çatışmaya girdi. Dünya, çatışmayı büyük bir endişeyle takip ederken gelen bir haberse bir anda felaketin eşiğine geldiğimizi gösterdi. Tadilatta olan ve aktif olarak çalışmayan, ancak içinde nükleer yakıt bulunduran reaktörde yangın çıktığı açıklandı.

Neyse ki söz konusu yangın, büyük bir faciaya dönüşmeden Ukrayna’nın itfaiye ekipleri tarafından başarıyla söndürüldü. Rusya ise bu sırada Ukrayna’nın taleplerine rağmen bölgeyi ateş altına almayı sürdürdü. Yangın sönmüş olsa da Ukrayna, nükleer santrali Rusya’ya karşı koruyamadı ve Rusya, santral bölgesinin kontrolünü ele aldı. Peki, nükleer santralin infilak etmesi gibi bir facia bu gece yaşansaydı veya gelecekte yaşayacak olsaydık, bizi neler bekliyordu?

“Çernobil’den 10 kat daha büyük olacak”

zaporizhzhia

Bu sorunun cevabı hakkındaki en net cevap, Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba tarafından yangın haberi geldiğinde verildi. Kuleba, Rusya’ya ateşkes çağrısında bulunurken itfaiye ekiplerinin bölgeye müdahale etmesine izin verilmesi gerektiğini bildirdi. Açıklamanın devamındaysa şu ifadeleri kullandı:

“Patlarsa Çernobil’den 10 kat daha büyük olacak!”

Peki bu ne demek?

çernobil

Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği, daha önce gerçekleşen iki büyük nükleer felaket Çernobil ve Fukuşima I Nükleer Santrali kazalarını en yüksek derece olan 7 ile ölçeklendirmişti. Bu ölçek, bir nükleer facia sonrasında büyük nükleer kirlenmeler, çok sayıda sağlık ile çevre problemleri ve fabrika sızıntısının gözlemlendiğini belirtiyor.

Şu anda Çernobil faciasıyla karşılaştırılan ve daha yıkıcı olabileceği söylenen olası bir facianın boyutunu anlamak için, önce Çernobil’in etkilerini hatırlayalım. 1986 yılında gerçekleşen Çernobil Faciası sonucunda çevre ülkelere radyoaktif parçacıklar yayılmıştı. Çernobil’in Avrupa üzerindeki etkilerini gösteren harita ve çizelgeler, radyoaktif serpintinin Avrupa’daki pek çok ülkeyi doğrudan etkilediğini göstermişti.

Felaket, ülkemizi de doğrudan etkiledi. Türk Tabipler Birliği’nin “Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye’de Kanser” raporu, özellikle Karadeniz bölgesindeki kanser vakaları ile Çernobil arasındaki ilişkiyi kamuoyuna sunmuştu. Öte yandan reaktör faciasından en çok etkilenen ülkeler elbette Ukrayna ve Belarus idi.

radyasyon

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu tarafından hazırlanan bir rapora göre 2008 yılına kadar kazadan yüksek dozda radyasyona maruz kalan 4.000 kişiden 64’ü hayatını kaybetti. Öte yandan müdahalede çalışan işçiler, kurtarılmış kişiler ve tahliye edilenlerin toplam 3.940’ı, 50’si kazadan kısa süre olmak üzere radyasyona bağlı nedenlerle hayatını kaybetti. Ayrıca yapılan tahminler, Avrupa’da da binlerce kişinin facianın etkileriyle kanser olduğunu gösteriyor.

Faciaya 600 binden fazla işçi müdahalede bulundu, facia sonrasında tahmini olarak 18 milyar ruble masraf yapıldı ve facia, binlerce kişinin hayatını kaybetmesine, on binlerce kişininse radyasyondan etkilenmesine neden oldu. Bu felakette Çernobil’deki 4 nükleer reaktörden sadece 1’i patlamıştı.

nükleer reaktör

Avrupa’nın en büyük nükleer santrali olan Zaporijya da olası bir patlama sonucunda Çernobil ile benzer ölçekte etki yaratabilir. Bu etkinin bir reaktörün patlaması sonucunda kâğıt üzerinde Çernobil ile hemen hemen aynı olabileceği düşünülebilirken, birden fazla reaktörün patlamasının bu etkiyi kat kat artırabilir.

Fakat Çernobil Faciasından sonra insanlığın aldığı en büyük derslerden biri, nükleer reaktörleri koruma altına almak oldu. Çernobil Nükleer santralinde bulunan ve biri patlayan 4 adet RBMK (Yüksek Güçlü Kanal-Tipi Reaktör) tipi reaktör, tamamen korumalı bir yapı içinde bulunmuyordu. PWR (Basınçlı Su Reaktörü) tipi reaktörün kullanıldığı Zaporijya da dahil olmak üzere günümüzdeki tüm nükleer santrallerde reaktör, yüksek korumalı yapılar içinde bulunuyor. Aradaki koruma farkı, reaktörün patlaması durumunda çevreye daha az radyoaktif parçacık salınacağı anlamına geliyor. Ayrıca bahsettiğimiz ve günümüzde çoğunlukla tüm reaktörlerde kullanılan PWR tipi reaktör, RBMK tipi reaktöre göre daha güvenli bir çalışma prensibine sahip durumda.

Dün gece uzmanların korktuğu asıl şeyse farklı bir durumdu:

fukushima

Fukushima Nükleer Santrali, Japonya

Fakat olası bir patlama durumunda çevre felaketlerinin, can kayıplarının ve uzun süreli radyasyon etkilerinin yaşanmayacağının garantisi yok. Öte yandan dün gece gerçekleşen saldırılar gibi olaylar, nükleer santral için bir başka tehlikeyi beraberinde getiriyor: Nükleer erime.

Son olay üzerinden durum hakkında açıklama paylaşan Nükleer Politika Programı’nın eş direktörü James Acton, saldırılarda korkuların asıl nedenini paylaştı. Acton, Ukraynalı yetkililer tarafından paylaşılan bilgilere göre 6 reaktörden üçünün şebekeye bağlı olduğunu, diğer üçününse çevrimdışı olduğunu belirtti. Fakat içinde nükleer yakıt olan tüm reaktörlerin, yani bu durumda 6 reaktörün de aktif soğutma sistemine ihtiyaç duyduğunu söyledi.

fukushima

Japonya’daki Fukushima şehri, deprem, tsunami ve nükleer felaketten sonra

Dün gece gerçekleşen saldırı gibi durumlarda operasyonel durumda olan üç reaktör kapalı duruma getiriliyor. Üç reaktörün kapanması, santraldeki 6 reaktörün de artık soğutma için dışa bağımlı olması anlamına geliyor. Dolayısıyla saldırı nedeniyle kapatılan ve dışa bağımlı hale gelen reaktörler, bu esnada dış kaynaklı soğutma sistemlerinin zarar görmesi durumunda büyük tehlike saçıyor: 2011’de Japonya’nın Fukushima Nükleer Santrali’nde bu olayı görmüştük.

Santraldeki yangın, santralin şebekeyle olan bağlantısını tamamen koparabilir, böylelikle santrale elektrik verilmemesine neden olabilirdi. Ayrıca bu durumda aktif hale getirilecek acil durum jeneratörleri de yine yangının büyümesi halinde devre dışı kalabilirdi. Soğuyamayan nükleer yakıtsa bu nedenle nükleer erimeye neden olabilirdi. Nükleer erimenin gerçekleştiği Fukushima Nükleer Santrali’nin de nükleer olay ölçeğinin en yüksek seviye, Çernobil ile aynı seviye olduğunu hatırlatalım. Fukushima’daki erime sonrasında bölgedeki radyasyon seviyesinde artış gözlemlenmişti.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*